17 Mart 2025 Pazartesi

Pencere Kenarında Otururken Çağrışanlar Üzerine...

Hemen hemen her sabah ben penceremin önünde kahvemi içerken karşı bahçedeki adam ile bu sabahları paylaşıyoruz. O beni hiç fark etmiyor muhtemelen çünkü ben camın arkasındayım o ise dışarıda, ancak benim gözlerim her sabah onu arıyor. Tahminimce ben kahve içerken o çay içiyor çünkü bilirsiniz eski nesiller çayı tercih eder. Kahve mi? Ne öyle gavur adetleri mis gibi çay dururken! 

Parmağında yüzük var bu sebepten evli olduğunu tahmin ediyorum ancak hiçbir sabah eşi ona eşlik etmiyor. Ya uyumayı tercih ediyor ya da ev işlerine erkenden başlıyor diye tahmin ediyorum. Ben camın önünde oturup bazen kitap okur bazen de öylece dışarıya bakarken adam da ya bahçesindeki kedilerle oynar ya telefonuna bakar ya da gazetesine -evet hala gazete okuyor-. Çay bardağını alıp kalktığında geri geleceğini anlıyorum ancak tekrar içmeyecekse bardağı öylece bırakıyor orada. İşte bu detay bana eşinin sabah uyumak yerine içeride iş yapıyor olduğunu düşündürür. Adam neşeli gözükmez ancak her zaman -hava soğuk da olsa- bahçeye çıkışı hayata bağlılığının göstergesi olur. Öylece televizyona bakmak veya geç saatlere kadar uyumak yerine güne karışmayı tercih eder. Bu durum benim de hayata karışma isteğimi sorgulatır her gün o saatlerde...

Biraz daha zaman geçtikten sonra gelini ve torunu dahil oluyor. Gelini yabancı, Rus veya Ukraynalı olmalı... Bu bilgi hemen bende, acaba nasıl karşılandı merakını canlandırıyor. Adamı sadece paylaştığımız sabahlarda yaptığım gözlemlerden tanıyarak adete düşlüyorum yabancı bir gelinin aileye kabulünü. Ardından hemen bahçeye küçük bir çocuk kulübesi konuyor. Yeşil, kırmızı, sarı renklerinde... Ve o kulübe aylarca kalkmıyor oradan çocuk gelmese dahi. Bu bende bazı duygular uyandırıyor... Gelmese de ona açılan, varlığını bildiği bu alan empatik bir yerden beni de iyi hissettiriyor. Sonra aklıma çocukken gittiğim parktaki çocuk kulübeleri geliyor. Ama bu kulübeden farklı olarak daha bir sıcak renklerde daha bir sahici. Yanlış hatırlamıyorsam pembe kırmızı tonlarında ve ahşaptı bu kulübeler şimdilerde parklarda hiç de görmediğimiz tarzda. Eskiden daha çok parkta çocuk evi olduğunu anımsıyorum ve sonra neden kalktı onlar diye düşünüyorum. Yerini alan modern, parlak, daha hızlı, daha yüksek oyuncaklar var şimdi. Oysa o evler sanki bir sığınma, bir iç dünya kurma alanıydı. Kendine ait bir oda yaratmanın provasıydı. Tam da kendime ait bir odada (ancak tam da kendime ait hissettirmeyen) tüm bu anıların çağrışması anlamlıdır diye düşünüyorum. 

Ardından ne çok kişiyle o parka gittiğim geliyor aklıma. Artık kaybettiğim bütün büyük ebeveynlerimle birer anı canlanıyor. Özlüyorum, sonra daha çok özlüyorum. Ailede bir büyük olmasının kıymetini ancak en son büyüğü de kaybettiğimizde anladığımı düşünüyorum. Bir neslin kaybı demek sanki hafızanın bir bölümünün, bazı ritüellerin, bazı kelimelerin kaybı, aidiyetin sarsılması gibi derinden hissettiriyor çoğu zaman...

19 Nisan 2021 Pazartesi

21 Yaşıma

Eskiden doğum günüm için o kadar çok heyecanlanır ve beklentiye girerdim ki üzülmemek için bastırmaya uğraşırdım, şimdi ise heyecanlı hissetmek için çabalıyorum adeta eski ben'e dönmek için. Heyecanımı kaybetmek üzüyor çünkü beni. Fakat elbet farkındayım ki bu büyümenin bir parçası. Ama neden büyürken yitiriyoruz güzel heyecanları? Nerede okumuştum hatırlamıyorum ama etkisi hala bende olan bir söz: 'Biz istemesek de bazı şeyler kayıp gidiyor hayatımızdan. Bizden de gidiyor. O zamanlar sahip olduğum heyecanları bugün duymama imkan yok. Yitirdiğimiz her şeyle bir yanımız kararıyor. Her gün bir tuğlası düşüyor ömrümüzün.'. 

Büyürken bir şeyleri yitiriyoruz doğru ama kazandığımız şeylerin hazzı da paha biçilemez. Benim için en özel yaş oldu 20. Farkındalığımın çok arttığı, iç huzurumun çoğaldığı, başardığım şeylerin zevkini ve gururunu yaşadığım, ilerlemekten en keyif aldığım yaşlardan biri. Hem de Covid ile girmişken 20 yaşıma. Demek ki zaman ve mekan önemli değil. Önemli olan iç görü. Nerede nasıl olduğu yalnız senin için önemli olmalı. Yalnız senin için doğru zaman demek ki kimseyi ve hiçbir şeyi ilgilendirmeden.

Umarım bu yaşım ve bundan sonraki yaşlarım hep üstüne koyarak gittiğim her sene en özel yaşım dediğim yaşlar olur. Hep yaş almaktan keyif alarak. Geleni olduğu gibi kabul etmeyi biraz daha öğrenerek...

Kendime sevgiyle. 

15 Aralık 2020 Salı

Deniz'ime

Çok geç kaldım bu yazıyı yazmak için. Yani yeni aklıma geldi sana burada bir hatıra bırakmak. Şimdi yıllar sonra okuman için elimden geldiği kadarıyla sana bir şeyler yazmak istedim.

18.07.2020 sen dünyaya geldin birtanem. Erken gelmeye karar verdin ve annen henüz doğum iznine bile ayrılmamışken aramıza katıldın. Pek iyi bir zamanda doğduğunu söyleyemeyeceğim. Annenin hamileliğin başlarında dünya farklı bir yerken doğduğunda tüm dünya bir virüsle mücadele ediyordu. Sen doğana kadar biter sandık ama bitmedi. Bu yüzden bebeklik fotoğraflarında hep maskeli insanlar göreceksin. Biz bile seni hala maskeyle seviyoruz, kokunu doya doya içimize çekemiyoruz, ve belki sen bizi bu yüzden pek tanıyamıyorsun, bağlanmakta zorlanıyorsun.

Biraz huzursuz bir bebeksin, özellikle büyüme atakların epey sıkıntılı geçiyor. Anneni ve babanı çok yoruyorsun. Ama şimdilerde kahkaha atmaya başladın ve sen kahkaha attığında dünya duruyor. Ağzını kocaman açıp şapşal şapşal gülüyorsun :) 

Ben şu an Antalya'da üniversite okuyorum. Bu yüzden ayda bir kere yanına gelebiliyorum. Belki hiçbir zaman aynı şehirde yaşamayacağız ama en büyük isteğim seninle çok güzel bir ilişkimizin olması, her zaman annen babandan  belki ileride doğacak kardeşinden sonra -bazen belki önce- yaşadıklarını benimle paylaşman. Gecenin kaçı olursa olsun beni arayabileceğini bir şey olduğunda uzakta da olsam varlığımı ve  desteğimi hissetmeni ve aynı zamanda mutlu anlarını da birlikte paylaşmayı istiyorum tabiiki. 

Büyüdüğünde nasıl bir kişilik olacaksın merak ediyorum. Ama her şeyden önce en ufak şeyi incitemeyecek kadar merhametli fakat en ufak şeyle de incinmeyecek kadar güçlü olmanı isterim. 

İlk adımların, hangi yiyecekleri seveceğin, ilk sözcüklerin, okuma yazmayı öğrenmen, aşık olman kısacası senden dinleyeceğim hikayeler, sana anlatacaklarım ve tüm yaşayacaklarımız için heyecanlıyım. Büyümene şahit olmak çok büyüleyici. Yeniden iyi ki geldin hayatımıza. 

26 Ocak 2020 Pazar

2020

Bir yılı daha geride bıraktık ve ben yeni yıla ilk kez bu kadar buruk girdim. 2019, hayatın gerçeklerini tokat gibi vurdu yüzüme. Kaç kez ağladım bilmiyorum. Kaç kez kalkamayacağımı sandım... İlk kez bu kadar büyüdüğümü bir şeyleri yitirirken farkına vardım. Değiştim, çok değiştim bir şeyler anlamını yitirirken bir şeyler anlam kazandı...
Nisan ayında dedemizi, canımızı kaybettik. 9 ay bitti ve ben hala alışamadım yokluğuna, hala fotoğraflarına uzun uzun bakamıyorum, onu çok özlüyorum...
Hayat oldukça garip, ailemizden biri eksilmişken (yalnızca fiziksel varlığıyla) birisi katılıyor ve ben hala oluyorum ve bunun için fazlasıyla heyecanlıyım...
İlk seneyi bir alışma senesi, basamak olarak düşünürsek üniversitedeki ikinci senem elbette çok daha ciddi. Zamanın hızlı geçiyor olduğunu ve kendimi dolu kılmak için elimden geleni yapmam gerektiğini sık sık hatırlatıyor bana. Bunun için de başta dil öğrenmeyi ciddiye almak gibi adımlar attım bile.
Aileden ayrı üniversite okumak zor olduğu kadar çok da güzel ve insana çok şey katan bir deneyim bunu yaşadığım için, bana öğrettiği şeyler için mutluyum. Öğreneceğim şeyler için ise heyecanlı. Buradaki arkadaşlarım artık neredeyse ailem olmuş durumda yani çoğu zaman ikiye bölünmek durumunda kalıyorum diyebilirim :)
Öte yandan yurttan ayrılıp eve çıkmamla beraber sorumluluklarım, mental ve fiziksel yorgunluğum biraz arttı fakat halimden şikayetçi değilim :)
Kendimi takdir ettiğim birkaç şeyden bahsetmem gerekirse bunlar da hayatıma kattığım yeni hobiler olabilir. Bu sene bir süredir istediğim ukuleleyi alarak kendi kendime öğrenmeye başladım. İyi ki yapmışım diyorum. İkinci olarak da biraz ön yargılı olduğum yogaya başladım ki bu da iyi ki dediğim şeylerden oldu.
Psikolojik olarak hala çok yoruyorum kendimi, hala savaş veriyorum. Muhtemelen bu savaş insanın ömrü boyunca sürüyor fakat yeni yılda en azından daha az yıpranmayı diliyorum.



29 Ağustos 2019 Perşembe

insanlar ve küçük insanlar hakkında...

Bu yaz uzunca bir deniz tatilim oldu, bir ay boyunca hemen her gün sahildeydim. Bu da demek oluyor ki bolca insan tanıma ve gözlemleme fırsatım oldu... 
Otoparkta yer meselesine annemin üstüne arabasını süren kadını da, "eşyalarınız güneşte kalmıştı gölgeye çektim çayınızdan da bir bardak aldım helal edin" diyen hala temiz ve samimi kalmış amcayı da tanıdım. 
Kendine güvenen oldukça sosyal çocuklar da vardı bu insanların içinde. Kendinden emin bir şekilde yanıma gelerek tokasını çıkarmamı rica eden ardından benimle tanışıp teşekkür ederek giden Defne gibi...
Bir de benimle oynamak isteyen fakat bir taraftan da çekinen ve ismini sorduğumda "ben tanımadığım insanlarla konuşmuyorum" cevabını verecek kadar korkutulmuş (maalesef haklı olarak) ismini öğrenemediğim küçük dostum... 
Tuvalet için sırada beklerken "buralı mısın sen, nerede yaşıyorsun" diye lafa girerek sohbet etmek isteyen 12 yaşındaki kız çocuğu da vardı
Daha konuşamayacak kadar küçük olup paytak paytak yürüyerek yanıma gelen ve elindeki taşı bana hediye eden minik oğlan çocuğu da...
Çok şey düşündüm onlar hakkında, sorular vardı cevaplarını bulamadığım ama en üzücüsü şuydu; "ah be çocuklar nasıl koruyacağız sizi?"
Daha birkaç gün önce gözlerinin önünde babası tarafından annesi öldürülen kız çocuğunu ve o anneyi koruyamamışken... 

30 Temmuz 2019 Salı

Akyaka Orman Kampı Hakkında Her Şey!

Uzun zaman sonra buradayım. Tatil düşündüğümden çok daha yoğun ve hızlı geçince buraya uğramayı unutmuşum. Bugün size tatilim başında gittiğim Akyaka Orman kampından bahsetmeye geldim. Hadi başlayalım!
Bayram tatilinin ikinci günü biz de toparlanıp Akyaka'ya geldik daha önce kamp yapmış olsam da bu benim tam olarak ilk kamp deneyimimdi. Bu yüzden çok fazla kıyaslama şansım olmasa da artılarından ve eksilerinden bahsetmek istiyorum. Biz gittiğimizde elbette bayramda çok kalabalık olduğundan yer olmadığını söyleyerek bizi geri çevirdiler. Fakat aldığımız tavsiyelerin gazıyla buraya girmeye inat ettik ve birkaç görevli ile konuşma sonucunda akşam üzeri tekrar geri çağırıldık. Biraz Akyaka'da vakit geçirdikten sonra akşam üzeri tekrar kampa gittik. Bunun sebebi de çıkma saatini yakalayıp çıkanların yerine girebilmekti. Ve sonuç olarak girdik. Yani siz de böyle şansınızı zorlayabilirsiniz çünkü içerisi çok geniş bir alan illaki yer bulunuyor.
Içeri girdikten sonra alanı dolaşıp uygun bir yer buluyorsunuz ve yakınındaki elektrik panosunun numarasıyla kayıt oluyorsunuz. Çadır başı 40 TL ek olarak kişi başı 5 TL. Kayıt olduktan sonra çadırımızı alana kurduk. Önce denize daha yakın bir alan bulmuştuk ama sonra oranın kalabalıklığı rahatsız edince daha arkalarda güzel bir yer bulduk. Çok daha güzel oldu. Ön taraflar gerçekten insanların dip dibe olduğu yemek kokularının müziklerin karıştığı rahatsız edici bir yerdi. Bu yüzden arka taraflara bir göz atmanızı öneririm çünkü denize aman aman uzak olmuyor. Neyse güzel bir alana çadırımızı kurduk. Tuvalet bulaşıkhane çeşme gibi yerlere yakın olması gölge olması bakımından baya güzeldi. Sonrasında bir keşif yapalım diyerek denize doğru gittik. İlk gün girdiğimiz yer minicik gizli bir koy gibiydi görüntü olarak muhteşemdi suyun sakinliği de güzeldi ama buz gibiydi. Ikinci gün üçüncü gün dördüncü gün derken kampın diğer alanları ve kamp dışındaki yerleri de deneyimleyerek her gün farklı bir yerde denize girdik. Kampın içinde girilecek bir kaç yer var eğer özellikle çocuklu veya belli bir yaşın üstündeyseniz daha sol ve aşağıda kalan tesisin oradan girmenizi öneririm çünkü orası daha düz ayak. Diğer yerlere inip çıkmak biraz zor olabiliyor. Yine de tam olarak bir plaj yok kamp içinde. Suyun sıcaklığı da Akyaka sahiline doğru gittikçe biraz daha ısınsa da genel olarak oldukça soğuk.
Akyaka dışında Akbük, Selimiye, Aktur gibi yerlere gittik.
Selimiye'nin denizi en güzeliydi 💜
Boncuk koyuna gitmeye niyet etsek de sahili kaplayan işletme ve fahiş fiyatlar yüzünden vazgeçtik.
Kampa dönecek olursak imkan olarak pek fazla bir şey yok. Ortak mutfak yok kendi tüp veya ocağınızı götürmek zorundasınız. Duş soğuk ve yetersiz. Buzdolabı kiralayabiliyorsunuz fakat sayısı yetersiz (biz alamadık). Uzatma ile elektrik çekebiliyorsunuz,  tuvalet temizliği iyi değil sabun ve peçete yok. Köpeklerin sürekli havlaması çok rahatsız edici. Park yeri sorunu yok. Hava ise epey serindi geceleri donduk hazırlıklı gitmenizi öneririm.
Akyakada geceler de oldukça keyifli kamp dışından arabayla gidebileceğiniz gibi kamp içinden de çarşıya geçiş var. Kafeler, çeşitli restaurantlar, barlar mevcut. Fiyatlar normal denebilir. En büyük avantajı her ihtiyacınızı karşılayabileceğiniz market kasap gibi yerlerin yakın olması.
Kısaca benim kamp deneyimim böyleydi. Bir daha asla gitmem dediğim bir yer değil fakat daha iyileri olduğuna eminim ve farklı yerleri deneyeceğim. Her şeye rağmen kamp hayatını ve doğanın içinde uyanmayı sevdim. Herkese bol yeşilli günler dilerim.



16 Haziran 2019 Pazar

Mutsuz

Bugünlerde mutsuzum. Her gün beni mutsuz edecek bir şeyler bulabiliyorum. Ben mi buluyorum yoksa onlar mı beni buluyor onu bile bilmiyorum. Vücudum uyuşuk, beynimin içinde düşünceler ve her şey flu. Ayağa kalkmak için isteğim yok, yapmak istediğim bir sürü şey var fakat hiçbiri için motivasyonum yok. Bir de bunun üstüne en sevmediğim havalar bitmek bilmiyor. Güneş azıcık yüzünü gösterse şu yağmurlar dinse yüzüm gülecek sanki...
Veya gülmez belki. Çünkü hep bir şeyleri bekliyoruz hayatta. Ya gelecekteyiz ya da geçmişte. Ya geçmişin kinini tutuyoruz ya geleceğin hevesiyle an'ı kaçırıyoruz. Ve mutlu olmak için hep bir bahane arıyoruz. Şu da geçsin sonra her şey güzel olacak dediğim hiçbir zaman her şey güzel olmuyor. Keşke daha çok an'da kalmayı başarabilsem...
Sizde durumlar nasıl?