26 Aralık 2016 Pazartesi

Ankara

Ankara karlı, 
Ankara soğuk, insanlar gibi...
Ankara bencil, hiç düşünmüyor sokaktakileri,
Alabildiğine soğuk ve bir o kadar da bencil, insanlar gibi. 
Sahi insan bu kadar bencil olmayı nereden öğrendi?

14 Kasım 2016 Pazartesi

O'cu Bu'cu

Herkes iyi öğrenmiş sen o'cusun sen bu'cusun demeyi. İlla bir sınıflandırma, ötekileştirme! Bunu da kolayca yapıyorlar, ağızlarına geldiği gibi rahatça söylüyorlar. Önce tartışmanın başında beliren ufaktan bir hırs ve kin ardından tartışmanın sonuna doğru iyice artıyor ve nefrete dönüşüyor. "Sen şöylesin zaten!' Ben ben'im. Düşüncelerimle varım. Ve kendime göre doğrularım var. Ama her şey bir yana insanım.
Her şeyi bir kenara bırakıp yalnızca insan olsak, o zaman dünya daha güzel bir yer olur ha?

16 Ekim 2016 Pazar

1000 kere teşekkürler!

Başından beri söylediğim gibi blogumun okunma sayısı benim için önemli değildi. Kendim için yazıyordum hala da kendim için yazıyorum. Bazen rahatlamak için bazen gelecekte dönüp okuyup hatırlamak için. İlk başta çoğu kişiye hatta anneme bile söylemedim bir blog yazdığımı. Yolun başında bu kadar bile okunma alacağımı tahmin etmiyordum. Ailem ve arkadaşlarımdan okuyanlar var biliyorum ama tanımadığım insanlar da var blogumu takip eden. Yanımda olan herkese tek tek teşekkür ederim. İyiki varsınız.

16 Eylül 2016 Cuma

Nesin Matematik Köyü 2016

Herkese merhaba. Evet yine evimden yazmıyorum. Bu yazın epey yoğun geçeceğini yazmıştım. Neredeyim? Güzel bir yerdeyim. Şirince de muhteşem bir doğayla iç içe olan Nesin köyündeyim. Bunu bloga yazma amacım da diğerleri gibi gitmeyi düşünen insanlara faydalı olmak ve elbette ileride kendime hatırlatmak. Telefondan yazdığım için yazım noktalama hatalarım olacaktır kusuruma bakmayın.
Öncelikle ben buraya sinif arkadasimla geldiğim için biraz rahattim. Yalniz kalir miyim insanlarla kaynasabilir miyim endişesi yoktu. İlk günden başlamak gerekirse köye ilk girdiğimde (daha önce internetten sanal tur yaptığım için) beklediğim gibiydi. Yalnızca bu kadar geniş bir alan olduğunu düşünmüyordum.
Kaydimizi yaptırdığımız yerde çadırları öğrenip eşyaları bırakmak üzere yol aldık. Köy için 2 tercih var. Çadır veya koğuş. Ben çadırın daha özgür ve rahat olacağını düşündüğüm için çadır istedim. Zaten içinde yatak da vardı. Suan  iyi ki çadır seçmişim diyorum ki bunda çadır arkadaşımın çok tatlı bir kız olmasının ve hemen kaynaşmamızın da etkisi var elbette. Birlikte geldiğim arkadaşım Ecemin de çadır arkadaşıyla tanışmasının ardından 4lü olarak akşam yemeği saatine kadar biraz köyü dolaştık. Çok güzel anlaşarak iyi bir dörtlü olduk. Elif Ecem'in çadır arkadaşı kendisi bu yaz babasıyla birlikte yurt dışında bisiklet turuna çıkmış. Bu turu bizlerle paylaştığı güzel bir blogu var takip etmek macerasına ortak olmak isterseniz, yolsonsuzdur.blogspot onun blog adresi. Onu da buradan kocaman öpüyorum, şimdiden çok özledim seni Elif'im.
Her neyse akşam yemeğinin ardından tanışma toplantısına gittik. Biraz kamp kuralları hakkında konuştuk. Görev gruplari oluşturdu. Her grup yemege yardim temizlik vs işleri yapmak zorundaydı. Ama bunlar yalnızca 15 dakikanizi falan alıyor. Onun dışında günde 4 saat öğleden önce 4 saat sonra toplam 8 saat matematik dersi alıyoruz. Ama bu matematik öyle okulda gördüğümüz matematik gibi değil. Sürekli sorgulama düşünme üzerine. Kısaca farkli ama güzel bir eğitim var. Biraz fazla geliyor evet ama katlanilmayacak gibi değil. Bir şeyleri öğrendikce mantığını anladikca mutlu oluyorsunuz. Bütün bunların dışında yemek de hariç 7 saat gibi boş vaktimiz oluyor. Onda da sohbet muhabbet masa tenisi gibi seylerle zaman geçiriyoruz. Köy 1 gün tatil. Perşembe günleri. O günlerde de gezi düzenleniyor. İsteyen katılıyor istemeyen katılmıyor. Örneğin ilk tatil günü milli park gezisi vardı biz gitmek istemedik ve şirinceyi gezdik. Bence şirince gayet güzel bir yer. Gidip bir iki gün kalmalık. Yakınlarda olursanız gidin görün derim. Karadut suyu için, dondurmasını yiyin...
Geldiğimiz ilk gün çok zorlandık. Kimseyle tanışmamış ortam yapamamıştık sıkılıyorduk ve yapacak bir şey bulamıyorduk. Herkes burayi çok güzel anlatıyordu ama 2 hafta gözümüzde büyüdükçe büyümüştü ama sonradan hatta birden yeni insanlarla tanışıp kaynaştık ve burası daha keyifli bir hale gelmeye başladı. İlk tanıştığımız insanlar Kürşad, Doğa, Deniz ve nicesi hepinize teşekkür ederim 2 haftamin daha da guzellesmesine sebep oldunuz. Akşamları genellikle kuleye gider ya oturur sohbet eder yada müzik dinler eşlik ederdik. Bir gün ise kulede uyuyakalmışız. Elif sağ olsun uyandırdı da çadır ablamizdan azar isitmeden çadıra gittik. İkinci perşembe günü de tekne turuna gittik ve mükemmel bir gün geçirdik. Dolu dolu 2 hafta elbet buraya sığdırmak zor bu yüzden başta gün gün yazmayı düşünsem de burada kesmeye karar veriyorum. Bu kararda orada yaşadıklarımın yalnızca bana özel kalmasını istememin de etkisi olabilir tabii :) Bakarsınız seneye NMK 17 serisiyle tekrar burada olurum o zaman daha detaylı yazarım.
Kısaca herkesin yaşaması deneyimlemesi gereken bir yer bence burası. Ayrılırken de çok zor ayrıldım hem arkadaşlarımdan hem ortamdan. 14 yaş ve üstü herkes gelebiliyor diye biliyorum. Yine de araştırmakta fayda var. Şimdilik aklıma gelenler bunlar sorunuz olursa seve seve cevaplarım.
Sağlıcakla kalın efendim..

12 Ağustos 2016 Cuma

Part 3

Tekrardan merhaba,
Benim bu kampla ilgili blog yazısı yazma amaçlarımdan birisi gitmek isteyen birilerine faydalı olmaktı.  Fakat baktım ki daha önceki yazılarımda pek fazla bilgi vermemişim bu yüzden öncelikle biraz bilgi paylaşımı yapacağım ardından part 3'ü yazıp bitirmeyi düşünüyorum. Elbet çok fazla şey yaşadım daha yazacak epey bir şeyler var ama burası herkese açık bir portal olduğu için aileme, arkadaşlarıma anlattığım gibi buraya yazamam. Bu yüzden toparlayabildiğim kadarıyla ve paylaşmak istediğim fotoğraflarla bu son bölümü yazıp bitireceğim. Şimdi iyi okumalar :)
Öncelikle benim okulum bir devlet lisesi ama diğer liselerin aksine benim bölümümde ilk yabancı dil İngilizce yerine Fransızca bunu ben seçtim. Şimdi diyorum ki iyi ki Fransızcayı seçmişim. Kamptan önce de Fransızcanın bana kattığı çok şey olmuştu başta yeni insanlar. Ama kamptan sonra tekrar tekrar iyi ki diyorum. Eğer Fransızca öğrenmesem büyük ihtimal böyle bir kampa gitmezdim. Öncelikle ben bu kampı Gençlik Servisleri Merkezi sayesinde buldum. Gönüllü bir kuruluş. Gidip görüştük ardından kayıdımızı yaptık ve kamp tercih listesi oluşturduk. Her türlü bir kampa yerleştiriyorlar sizi ama istediğiniz yer olmayabiliyor. Benim oldu. Çok fazla ülke seçeneği var ben Fransızca öğrendiğim için Fransayı istedim.Türkiye'de de var ama 18 yaş sınırı var. Genel olarak kampların yaş sınırı sanırım 14-25 idi. Bizim kampımız 14-17. Kayıt ve kamp ücreti toplam 400 euro ödedik ama değişiklik gösterebiliyor. Uçak bileti ve her türlü harcamanız sizden. Çadırda kalıyorsunuz ve her türlü işinizi kamp arkadaşlarınızla görüyorsunuz. Yolculuk boyunca yalnızsınız en son bir buluşma alanından sizi almaya geliyorlar. Ayrıyetten bu bir çalışma kampı her kampın farklı iş alanları var. Günlük 3-4 saat çalışıyorsunuz ama yorucu şeyler değil. Bizimki restorasyon kampıydı. Kamplar 2-3 hafta sürüyor. Size kamp boyu eşlik eden bir kaç organizatör oluyor. Şimdilik aklıma gelenler bunlar. Eğer sorunuz olursa seve seve cevaplayabilirim:)
Kampın ikinci günü önümüze bir sürü broşür attılar ve sıkılmamamız için etkinlik seçmemizi istediler. Bizimkiler havuz, kano gibi şeyler istediler. Onlar da bizi yakındaki bir göle götürdüler. Orada adını hatırlayamadığım bir su etkinliği yaptılar. (Hava çok soğuk olduğu için ben yapmadım.) Bir tahtanın üstünde suyun üstünde giderken bir ip sizi çekiyor ve dengede kalmaya çalışıyorsunuz falan işte! Gölün fotoğrafı
Ve bir gün Vichy'e gittik. Maalesef kültürel bir geziye vaktimiz yoktu. Biraz sokaklarını gezdik ve alışveriş yaptık. Bu da Vichy'nin meydanından bir fotoğraf!
Bir gece de havai fişek gösterisini izlemeye yakındaki bir kasabaya gittik 14 Temmuz Bastille gününü kutlamak için.
Bir tane kulüp tarzı bir yere girdik serbest bir şekilde, içeride müzik yapan bir grup vardı, hiçbir şey yiyip içmeden sadece dans ettik eğlendik ve çıktık. Oysa Türkiye'de olsa böyle bir günden faydalanmak için basarlardı yine yüksek fiyatları düşük gelirli insanları düşünmeden, sanki onların eğlenme hakkı yokmuş gibi! Oradayken kaç kez bu lafı kullandım bilmiyorum ama insanlar yaşıyor gerçekten. Kaldığımız küçücük köyde bile 2 haftada 2 kez etkinlik oldu. Bir tanesi festival şeklinde kendi yaptıkları şeyleri sattı yerli halk. İşte fotoğrafı!
 Diğeri de klasik müzik konseriydi ama katılmadık. İşte bizim etkinliklerimiz bu kadardı. Onun dışında kampta, müzik, sohbet, oyun vs. Ve son gece çalıştığımız kalenin bir odasında uyuduk.Yıllar önce başka insanların yaşadığı bir yerde uyumak gerçekten ilginç bir deneyimdi. Çadırımız olmadan yere matları atıp uyuduk. Bu da güzel bir anı olarak kaldı. İşte son fotoğraflar. Sırasıyla, uyuduğumuz kale odası, kamp alanının bir arka sokağı ve oradaki bir evin güzel çiçekleri son olarak da kamp yakınındaki kilisenin içerisi. Buraya kadar okuyup bana eşlik ettiğiniz için teşekkürler. İsteyen herkesin böyle güzel deneyimler yaşamasını umuyorum. Mutlu günler :)



7 Ağustos 2016 Pazar

Part 2

                                                                   İşte kamp alanımız!




Ve gündüzleri hep birlikte zaman geçirdiğimiz büyük çadır

İlk gece biraz arkadaşlarımızla sohbet edip ardından organizatörlerle kurallar hakkında biraz konuştuktan sonra uyuduk. Ben ki evimden başka bir yerde kolay kolay uyuyamam, orada çadırımızın altından fareler geçerken ve biz bunu hissederken kafayı koyduğum gibi uyudum. Ne kadar iyi hazırlamışsam kendimi! Tek sorunumuz havanın özellikle geceleri ciddi soğuk olmasıydı. İlk 2 gece soğuktan titreyerek ara ara uyanıp tekrar uyudum. Sabah kalktığımda da yine soğuktan olsa gerek başım ağrıyordu ama sonradan daha da kat kat giyinerek sorunu biraz olsun hallettim. Bir ara deli gibi dolu yağdı işte fotoğrafı!
2. gün sabahında kahvaltının ardından kaleyi görmeye ve etrafı turlamaya çıktık. Bildiğimiz küçük bir köy işte ama yeşilliği beni büyüledi doğrusu.  İşte köy meydanı! 
Ve doğa yürüyüşüne çıktığımız gün yeşilden başka renk gözükmüyorken! 
Kısacası gerçekten huzur verici bir yerdi. 
3. gün artık düzene geçtik. Biz gelmeden önce yaptıkları tabloda bizi 5 kişilik gruplara ayırmışlardı. Her gün kalede çalışmak, günlük işler (temizlik, bulaşık vs) veya yemek işlerinden birini yapacaktık. Ben ilk kalede çalışan gruptaydım. İşte bu da kalemizin bir yüzü (Chateau de Montaigu Le Blin) 11. yy'dan kalma

Bu duvara iskele kurup otları temizledik ve ardından alçı yaptık. 
Sonraki günler rutin şeklinde geçti. Birbirimizden başka zaman geçirebileceğimiz hiç bir şey olmadığı için kısa sürede kaynaştık. Oyun oynuyor, sohbet ediyor, yürüyüşlere çıkıyorduk. Zaten kampa katılanların hemen hemen hepsi pozitif, sıcak ve aktif tiplerdi. 
Yemek yaptığımız günlerin birinde patlıcan kebap birinde tarhana çorbası yaptım, bence çok iyi olmasa da hepsi bayıla bayıla yediler :D Ve kamp sonunda bizim mutfağımızın gerçekten ne kadar zengin ve güzel olduğunu anladım. 2 hafta boyunca sadece kuru ve soğuk şeylerle beslenmekten vücudum isyan ediyordu. Türk arkadaşla birlikte Türkiye'ye döndüğümüzde yiyeceklerimizin hayalini kurup durduk. 
Dolu dolu geçirdiğim 2 haftayı buraya detaylıca yazmak elbette zor. Ve nasıl toparlayabileceğimi de pek bilmiyorum doğrusu. Sadece bilgisayarın başına oturuyorum ve aklıma gelenleri aktarıyorum. Bu yüzden biraz plansız ve düzensiz olabilir. Elimden geldiği kadar bir sırada yazmaya çalışıyorum. Umarım severek okursunuz. Çünkü ben çok severek yazıyorum ve yazarken tekrar tekrar hatırlayıp mutlu oluyorum. Part 3 de görüşmek üzere! 


6 Ağustos 2016 Cumartesi

(GSM) Fransa Gençlik Kampı Part 1

Herkese selaaam. Uzun aradan sonra tekrar buradayım. Fransadan döndükten sonra hemen babamın memleketine geldiğimiz için ve burada bilgisayarım olmadığı için yazamadım. Hala buradayım ama bir an önce paylaşmak istediğim için kısaca part 1'i yazmak istedim. Devamı fotoğraflarla eve geçtiğimde gelecek.
Geçen ay bugün bu saatler uzun ve stresli bir yolculuğun ardından kampa varmıştım sanırım. İlk yurtdışına çıkışımdı ve yalnızdım bu beni oldukça germişti doğal olarak. Ama sonunda çok şükür sıkıntısız atlattım. Kamp için bizi almaya 10 koltuklu bir minibüs gelmişti. Ben ve 4 kamp arkadaşım minibüse atladık. Yalnız bizi almaya gelen organizatörle  birlikte bir de köpeği gelmişti. Benim gibi hayvanlardan çok fazla korkan biri için o köpekle aynı arabaya binmek başta imkansız gibi gelse de yapacak hiçbir şeyim yoktu. Adam bize köpeğini tanıştırdı ve kamp boyu sizinle olacak dedi. İçimden şimdi yandım kamp burnumdan gelecek dedim. Ama adama hiçbir şey demedim. Arabaya bindiğimde dua ediyordum köpeğin yanıma gelmemesi için ama arabanın içinde dolanmaya başladı ve sonra bacağımın altından geçerek ön koltuğa oturdu. Normal şartlarda başka bir ortamda bir köpek/kedi bacağıma dokunsa ortalığı birbirine katardım ama orada hiçbir şey yapmadım, yapamadım. 20 dk kadar yol gidip kampa vardık. Yol boyu kampı çok merak ettim hayal ettim gözümde canlandırmaya çalıştım. Kampa vardığımda çok da hayal ettiğimin dışında bir yerle karşılaşmadım. İlk olarak kamptaki bizden önce gelen arkadaşlarımızla tanıştık. Sonra duş, tuvalet, mutfak gibi yerlere baktık, bazı ihtiyaçlarımızı nasıl gidereceğimizi falan sorduk. Ardından da çadırlarımızı kurmaya başladık. Hayatımda hiç çadırda kalmadığım için nasıl kurulacağına dair bir fikrim yoktu. Neyseki çadır arkadaşım olan Rus kız deneyimliydi ve kamptaki diğer 2 kızın da yardımıyla kurduk. Şimdiye kadar her şey sorunsuz gidiyordu sadece zor anlaşıyorduk ama anlaşıyorduk işte. Gün sonuna kadar 2-3 kez daha minibüs gidip diğer arkadaşlarımızı getirdi. Böylece yavaş yavaş tanışıp kaynaştık. Saat 23 sularında diğer bir Türk kız geldi. Benden başka Türk beklemediğim için fazlasıyla sevindim. İlk geldiğinde yanımıza gelip ingilizce olarak adını söyledi ve ardından türk olduğunu söyledi. Ben de Fransızca olarak 'ben de' dedim anlamadığını söyledi. Bu sefer yine Fransızca olarak 'Ben Türk'üm dedim' yine anlamadı meğer Fransızca bilmiyormuş. Ben ise kendimi o kadar kasmışım ki Fransızca konuşacağım diye Türkçe söylemek aklıma bile gelmiyor. En sonunda aklıma geldiğinde Türkçe olarak bende Türk'üm dedim de anlaşabildik :D Ardından  epey güldük. Bu da böyle bir anı olarak kaldı. Melda'ya da öpücüklerimi yolluyorum. Devamı fotoğraflarla part 2 olarak gelecek. Beklemede kalın...

4 Temmuz 2016 Pazartesi

İyi Bayramlar!

Öncelikle herkese iyi bayramlar. Ben bugün İstanbul yolcusuyum, yarın sabah da Fransa. Heyecan stres dorukta şuan. Bu benim ilk yurtdışı seyahatim ve yolculuğun yarısından çoğunda yalnız olacağım. Oradayken bol bol  resimler çekip geldiğimde de onları bir blog yazısıyla yayınlamayı düşünüyorum. Bana iyi yolculuklar. Sizler her ne yapıyorsanız gönlünüzce olsun. Bu bayram da iyiliklere vesile olsun...

23 Haziran 2016 Perşembe

Babalar Günü

Geç kalmış bir babalar günü yazısı...
Evet bazen çok tartışıyoruz, uyuşmuyoruz bir çok konuda, bazen çok kızıyorum sana ve tabii sen de bana, eleştiriyoruz yine birbirimizi, birimizin yanlışı birimizin doğrusu oluyor bazen ama ben şunu biliyorum ki benim arkamda bir babam var, biliyorum ki bir tek saç telime zarar gelse canından can gider. Hasta olduğumda, düştüğümde, ağladığımda görüyorum bunu gözlerinde, biliyorum ki kocaman pamuk gibi bir yüreğin var. Babalar anneler gibi olmaz elbet mesafe olur aranda, hele de bir kız çocuğuysan, ama bilirsin ki seni her şeyden çok sever. Elbet böyle olmayan babalar da var.
Böyle özel günlerde ben hep olan var olmayan var diye düşünürüm. Paylaşım yapmaya çekinirim biraz. Kiminin babası baba olmayı başaramamıştır, kimininki de bu dünyadan göçüp gitmiştir. Bu yüzden özür diliyorum eğer üzdüğüm birileri olursa. Baba olmayı başarabilmiş tüm babaların babalar günü kutlu olsun! 

7 Haziran 2016 Salı

Blogda Haftasonu #2 Uruş, Kapama

Geçtiğimiz cumartesi anneannemin köyü olan Uruş'a gittik 3 araba kapama yemeye. Ankara'dan yaklaşık 1 buçuk saat sürdü yol. Orada anneannemin kız kardeşinin evine misafir olduk. Ben pek et seven biri olmadığım için kapama benim için pek bir şey ifade etmedi ama ailemin diğer üyelerinin gözü döndü kapamayı görünce :) Öncelikle bir kapama fotoğrafı ve tarifi: (annemden aldığım tarife göre) Öncelikle rahat pişecek taze kuzu etleri testinin içine konur. Testi bir bakır tavanın üstüne ters kapatılır. Etrafına su ilave edilir. Tava odun ateşine konulur. Etler o buhar ile pişer ve aynı zamanda kendi suyunu da tavaya verir. Daha sonra o tavadaki suya pirinç konulur ve böylece et sulu pilav yapılır. Bunun usulü de hep birlikte ortadan yemekmiş, tadı öyle çıkarmış. (Fotoğraf alıntıdır. Ben çekmeyi unutmuşum.)

Ben hariç herkes bayıla bayıla yedi kapamayı. Ben ise taze meyveleri. Yemekten sonra annemin vefat etmiş olan anneannesinin evine gittik. Bahçesinden erikleri dutları koparıp koparıp yedik. Yan bahçeden de kiraz verdiler. Daha tam olmamasına rağmen mis gibiydi tadı. 





O temiz havayı solumak, köydeki samimiyeti yaşamak, dalından koparıp meyveleri yemek güzeldi. Hepimiz için güzel bir cumartesi oldu.

19 Mayıs 2016 Perşembe

Köy bulamıyorlarsa Altınköy'e gitsinler

Bugün Ankaralıların yakın bir zamanda tanıştığı Altınköy Açık Hava Müzesine, bir de biz görelim bakalım diyerek gittik. Burası 500 dönüm büyüklüğünde yapma bir köy. 1940, 50lerde Anadolu'nun köylerinde olan ne varsa yapmaya çalışmışlar. İçeride bir şeyler satın alabilmeniz için bol bol dükkanlar var. Taş fırından ekmek, yufka, ahşap oyan amcadan topaç, tahta kaşıklar, bakkaliyeden ev yapımı reçel, zeytin vs ürünleri ve daha fazlasını satın alabilirsiniz . Bunun dışında keçeden eşyalar ve at semeri yapımını görebileceğiniz dükkanlar, bir şeyler yiyip içebileceğiniz dükkanlar var. Tek katlı 2 odalı bir köy okulu da yapmışlar. Burası oldukça büyük bir yer olduğundan ve biz anneannem ve dedemle gittiğimizden her yeri gezemedik ama haritadan baktığım kadarıyla daha bir çok şey var. Üstelik içinde yer alan 3 tane de müze var ama maalesef biz oraları da gezemedik. Başka bir zaman detaylı gezmek için tekrar gideceğiz. Horozlar, ördekler de vardı ama insanlarla bu kadar iç içe olmaları beni rahatsız etti. Tabii ki kendi açımdan değil onların açısından. Çünkü kovalayan korkutan çocuklar vardı. Doğal yaşamlarından uzaklaştırılmışlar yani.
Üstelik şehrin merkezinde olması da ulaşım yönünden bir avantaj. Biz arabayla gittik ama otobüsler de var elbet. Konum olarak Beşikkaya mahallesi diye geçiyor.
Evet özellikle Ankara'da nefes almak için güzel bir yer olmuş. Eksileri elbet vardı ama gidilmeye görülmeye değer bir yer diye düşünüyorum. Fotoğraflarını ekleyeceğim, ayrıca sitesinden de bakıp bir sanal tur yapabilirsiniz. http://www.altinkoy.tc/?page_id=127



1 Mayıs 2016 Pazar

Blogda haftasonu-Heidi, Ahlatlıbel

Cumartesi öğleden sonra biri 4 diğeri 8 yaşındaki kuzenlerimle Heidi'ye gittik. Çekimler gayet güzeldi e hikaye zaten güzel dolayısıyla ben çok beğendim. Yalnız bence en az ilkokul yaşlarında izlenmeli. Çünkü 4 yaşındaki kuzenim korktuğunu söyledi (hayalet muhabbeti geçen bir sahnede). Ayrıca o yaştaki çocuklar daha hareketli, animasyon tarzı filmleri seviyorlar bu yüzden de biraz sıkıldı. (hatta bir ara uyudu) Ama bence ailecek izlenecek güzel bir film olmuş. Böylece ilk film tavsiyemi de vermiş olayım.
İkincisi ise Ankaralıların nefes alması için güzel bir park olan Ahlatlıbel'den geliyor. Bu pazar sabah kahvaltılıklarımızı alıp erkenden gittik. Yer bulamadığımızdan çimlere yayıldık ve güneşli havanın tadını çıkarttık. Şimdi içinde yer alan parkurdan bahsedeceğim size. Bir tarafta tırmanma duvarı zipline gibi şeylerin olduğu bir parkur ve hemen yanında da çocuklar için survivor havasında parkur düzenlenmiş. Parkurdakilerin güvenliğini alan tatlı ekibin içinde sevgili kuzenim Çiğdem de yer alıyor. Fotoğraflarını da ekleyeceğim ama bir haftasonu gidin görün derim. Hem çocuklar hem anne babalar eğlenebilir çünkü burada yaş, kilo sınırlaması yok. Duvara tırmanabilir veya zipline yapabilirsiniz :)
Keyifli haftasonları dilerim...


20 Nisan 2016 Çarşamba

Yaş 16

Sevenlerim sevdiklerim, yaşadıklarım yaşattıklarım, tecrübelerim, hatalarım, pişmanlıklarım, mutluluklarım, üzüntülerim, kırgınlıklarım ve daha nicesiyle dolu dolu 16 yıl.
Her şeyden önce ailem benim en büyük şansımdı. Bugüne kadarki her şey için önce onlara teşekkür ederim.  Biliyorum ki onlar varken sırtım yere gelmez.
Aileden sonra en önemli kavram dostluktur benim için. İyi bir arkadaş olduğumu da düşünürüm çoğu zaman. Değerini bilen oldu bilmeyen oldu. Canları sağ olsun!
Daha dün sınav, yerleştiğim lise vs telaşındayken 2. sınıf bitiyor bile. Biliyorum ki önümdeki yıllar da su gibi akıp gidecek. Bu yüzden hiçbir şey için geç kalmak, keşke demek istemiyorum. Hayat değerli ve bir kez geliyoruz.
Ve liseyle birlikte hayatıma Fransızca girdi, bu sene de iyice yer aldı. Bana kattığı çok şey oldu başta yeni insanlar ve birazcık özgüven. Ve bu yaz benim için büyük bir olay olduğunu düşündüğüm Fransa seyahatim olacak. Bu yüzden iyi ki okulumu ve iyi ki Fransızca bölümünü kazanmışım diyorum.
Bunların dışında bu yaşım bana biraz daha az kırılmayı öğretti, daha az takmayı. Malum insanlar bencil, insanlar duyarsız, insanlar değer bilmez! Bir süre sonra alışıyor insan.
Bugüne kadar duygularımla hareket ettim bundan sonra da hayatımda yalnızca kendimi iyi hissettiren insanlar olacak bunda karar kıldım.
Başta ailem, arkadaşlarım ve üstümde emeği olan herkese bir teşekkürü borç bilirim.
Sevgiyle kalın.

14 Mart 2016 Pazartesi

13 Mart 2016 Ankara

Ve kuzenimle telefonu şöyle kapattık 'seni seviyorum kendine dikkat et' 'sen de dikkat et'. Çünkü tek diyebildiğimiz şey bu.
Bugün her şey 'mış' gibi. Aslında güneş doğmuş ama doğmamış gibi, çiçek açmış ama açmamış gibi, söylenecek bir şey yokmuş ama çok şey varmış gibi, bir şey olmamış ama çok şey olmuş gibi, hayat devam ediyormuş ama aslında etmiyormuş gibi...