8 Ekim 2017 Pazar

PAZAR

Bugün günlerden pazar. Ankara'da sonbahar kendini belli ediyor. Hava kapalı ve serin. Böyle havalar benim canımı sıkar.
Evde bir koşuşturma. Yarın işbaşı, bugünü iyi değerlendirmek lazım. Annem evin temizliği derdinde. Ütü, çamaşır vs yetişmesi lazım. Benim yazlıklarımı kaldırmam, ders çalışmam, dışarıda hafta içi vakit bulamadığım işlerimi halletmem gerek. Babamda da aynı haller...
Yaşamı sorguladığım zamanlardayım yine. Bunun için mi geldik bu dünyaya? Tüm hafta içi gözümüzü hafta sonuna dikip hafta sonu da işlerimizi halledebilelim diye koşturmak için mi? Hafta içi it gibi çalışıp hafta sonu da dinlenemeden yeni bir haftaya başlayalım diye mi? Mutlu olmak uğruna çabalayıp mutlu olamadan hayata gözlerimizi yumalım diye mi? Kahrol sistem!

1 Eylül 2017 Cuma

2 Günlük Amasra Kaçamağı

Kalkan tatilimin son tatil olduğunu zannederken 10 gün bayram tatili verilince kendimi Amasra'da buldum. Amasra Ankara'ya yakın olduğu için hem gidip balık yiyelim hem  Karadeniz havası alalım hem de denize girelim dedik, lakin hava durumuna bakmayı akıl edemediğimiz için biraz hayal kırıklığı oldu. İlk günün sabahı İnkum'a gittik ama hem hava hem su soğuk ve dalgalıydı. Babam girse de annem ve ben girmedik, zaten babam da denizin oldukça sığ olması artı dalgalı olmasından dolayı keyif alamadan çıktı. Kısaca keyifsiz bir deneyimdi ama İnkum'u da görmüş olduk. Öğleden sonra Amasra merkezdeki Serdar Pansiyon'a yerleştik. Burası oldukça küçük, 3 odalı bir pansiyon. Oda temizdi küçük bir buzdolabı ve televizyonu vardı ama tabii öyle lüks konforlu bir yer değildi. Biz de zaten bir gece kalacağımız ve sadece yatmak için kullanacağımız için ucuz olsun sadece temiz olsun yeter dedik ki gayet memnun kaldık. Zaten Amasra küçük bir yer olduğunda 1-2 gün gezmek için yetiyor. Eğer görmediyseniz Amasra'ya gitmişken Safranbolu'ya da gidebilirsiniz (biz daha önce gittiğimiz için bu sefer gitmedik.) Öğleden sonra lokantaların olduğu bir sokakta karadeniz pidesi yedik. Ben pek beğenmedim ama annem ve babam beğendi, onların damak tadına daha çok güvendiğim için sizlere tavsiye edebilirim :)
Akşam yemeği için ise Mustafa Amca'nın yerine gittik. Burası Amasra'nın en ünlü balıkçısı diyebilirim. Lakin istediğimiz balık kalmadığı için oradan kalkıp Çeşm-i Cihan lokantasına oturduk. Burada bir bilgi vermek gerekirse adını Kraliçe Amastris'ten alan Amasra'ya kuşbakışı bakan Fatih manzaradan çok etkilenmiş ve Lalasına 'Lala Çeşm-i Cihan (dünyanın gözbebeği) burası mı ola?' demiş, bu yüzden Çeşm-i Cihan adında sokak,lokanta vs göreceksiniz. Çeşm-i Cihan lokantasından memnun kaldık ama yinede 2 yıl önce gittiğimizde Mustafa Amca'nın yerinden daha memnun kalmıştık bu yüzden orayı ilk sırada öneririm. Onun dışında Amasra'yı daha önce görmeyenler çarşıyı gezmenin dışında biraz daha araştırma yapıp tarihi yerleri, tavşan adası gibi yerleri görmeliler. Biz 2 sene önce geldiğimizde detaylı gezdiğimiz için bu sefer gitmedik. Akşam ise canlı müzik yapan lokanta veya barlardan birine oturup keyif yapabilirsiniz (tercihen kupa pub) Bu arada soğuğa karşı mutlaka hazırlıklı gidin. Biz tek hırkayla gezerken donduk, Ankara'yla 10 derece fark vardı.
Herkese bol gezmeli günler dilerim...

21 Ağustos 2017 Pazartesi

Kaş- Kalkan / Clup Patara

Artık sizlere evimde, odamdan yazıyorum. 2 haftalık bol gezmeli bir tatilin ardından nihayet evime döndüm hatta okula bile başladım! Bu sene son senem olduğu için erken başladım ve yoğun bir tempo beni bekliyor dolayısıyla buralarda fazla olamayacağım, ben de henüz dersler çok ağır değilken bu yazıyı paylaşayım dedim.
1 hafta boyunca Airbnb üzerinden tuttuğumuz Clup Patara'da bir dairede kaldık. Burası yer olarak Kalkan diye geçiyor ama Kalkan merkezde değil. Merkeze arabayla 5 dakika kadar sürüyor. Artılarını ve eksilerini yazmak gerekirse plajı olmaması, şezlongların bulunduğu yerde gölge bulmanın çok zor olması, sitede pek canlılık olmaması şu an için aklıma gelen eksiler. Artıları ise daha fazla diyebilirim, site huzurlu ve güvenli, peyzajı, mimarisi çok güzel, bakımlı, market bir telefon uzağınızda havuzları büyük ve temiz, daire konforlu... Kısaca güzel bir tatil geçirilebilir. Kaş zaten çok sevimli, güzel bir yer Kalkan da Kaş kadar olmasa da güzeldi. Bir gün Akçagerme plajına gittik ki bence buraya mutlaka gitmelisiniz. Kalkan halk plajını ve Kaş'da bulunan büyük çakılı ise hiç beğenmedik.
Siteden kareler...


                                             Kalkan çarşıdan ve sahil tarafından birer kare...


Bu arada Kalkan Merkezde bulunan Foto's Pizzayı şiddetle öneririm hayatımın en iyi pizzasını yedim diyebilirim!
Son olarak aşık olduğum Kaş

Son fotoğrafta bulunan Havana Balık Evi de yine önerebileceğim lokantalardan özellikle kalamarı harikaydı!


12 Ağustos 2017 Cumartesi

Olympos-Adrasan-Fethiye

Şuan sizlere Kaş Kalkan'dan yazıyorum. 1 haftadır tatildeyim ve 1 haftam daha var. Bu 1 haftayı başlıkta da olduğu üzere Olympos, Adrasan ve Fethiye'de geçirdim lakin enerjim o kadar düşüktü ki ne bir fotoğraf çektim ne de başka bir şey. Blog yazısı yazmayı da düşünmüyordum ama çok yer gördüğüm için hem sizlere tavsiye olsun hem de kendim unutmayayım dedim ve bilgisayar başına geçtim. Bir sonraki yazı ise Kalkan tatilim bittiğinde gelecek.
Tatilimin ilk 4 günü Olympostaydım, geçen sene de yazdığım gibi Sheriff Pansiyonda kaldım. 3 yıldır hep orada kalıyorum. Ama bu sene farklı olarak her gün denize Adrasan'da girdim. Adrasan'ı yer olarak sevmesem de deniz olarak tercih ediyorum. Suyu ılık, çarşaf gibi bir deniz. Etrafta yiyip içebileceğiniz tesisler ve marketler var. Sahili kum ve 5 tl karşılığında bir şezlong bir şemsiye gün boyu sizin. Olymposun insanları, geceleri ve havası Adrasan'a göre daha iyi bence. Olympos Adrasan arası yol biraz kötü ama 10 km falan yani her gün gidip gelinebilir. 
Daha sonra Fethiye'ye geçtim. En son çok küçükken gittiğimden hatırlamıyordum benim için ilk gibi oldu. Olympostan Fethiyeye bir aktarma ile 5 saatte geldim. Yol virajlı ve dolmuş-otobüs çok duruyor bu yüzden zorlu bir yolculuktu. Yol tutan biri falansanız hiç kalkışmayın derim. Fethiye'de ise dağ tarafında Ovacık diye bir yerde kaldık Ölüdeniz çok sıcak olduğundan. İlk gün Çalış Plajında denize girdik ama berbattı bence hiç gitmeye değmez. Sadece gün batımı güzeldi onu izlemek için gidilebilir. Akşam ise Hisarönü'ne gittik. Hisarönü Side gibi bir yer oldukça turistik büyük, canlı ve kalabalık bir çarşısı var. Canlılık, kalabalık seviyorsanız gidebilirsiniz ben pek sevmedim. 
2. gün Günlüklü Koyuna gittik. Burada çok fazla günlük ağaçları olduğundan günlüklü adını almış. Yemyeşil güzel bir koydu ama koyu satın almışcasına davranan iki tesis ve fahiş fiyatlar canımızı sıktı. Belediyeye ait bir duş bile yoktu. Yinede gidip görmeye kesinlikle değer. Akşamı ise Göcek'de geçirdik. Göcek ise şirin bir yer fakat çok sıcak ve pahalıydı.
3. gün Fethiye'nin koyları meşhur olduğundan bir tekne turu yapalım dedik. 50 tl'ye bir tura kayıt olduk ve gün boyu teknedeydik. 4 tane koya gittik (Turunç, Samanlık, Rüzgarlı,Akvaryum) Her biri birbirinden güzeldi bence Fethiye'de kesinlikle tekne turu yapmalısınız. Akşamı ise Kordon'da geçirdik. İçeri tarafta yine turistik bir çarşısı var ama Hisarönü kadar kalabalık değil. Sahilde de yürüyüş yapıp kafelerde oturabilirsiniz. 
Benim 1 haftalık tatilim bu kadardı maalesef elimde hiç fotoğraf yok. Kalkan yazısını daha fotoğraflı paylaşmayı umuyorum. 
Sağlıcakla kalın...

6 Mayıs 2017 Cumartesi

Yeraltından Notlar

Taze taze oyun yazısı geldi haaanııım.
Çok istiyordum bu oyuna gitmeyi ama bir türlü bilet bulamıyordum. 1 hafta kadar önce boş kalan son birkaç koltuğu görünce hemen atladım. Tiyatro günü hasta olsam da gitmeyi istedim. O sessiz salonda insanları rahatsız etmemek için burnunu çekememek, öksürememek açıkcası baya sıkıntılıydı böyle olacağını da biliyordum ama planı bozmak istemedim. Üstüne bir de tiyatroya yürürken yağmura yakalandım ki şuan eve geldim yanımda bitki çayım sesim kısık bu satırları yazıyorum.
Ben birkaç yıl önce Dostoyevski'nin Yeraltından Notlar'ını okumuştum. İnce bir kitap olmasına rağmen biraz ağır gelmişti ve bitirmekte zorlanmıştım. Lakin bence sahneye çok güzel aktarılmıştı. Hiç öyle sıkıcı yada beyninizi yakacak gibi değildi. Kafamı iyice verip her cümleye odaklandım. Oyunu izlerken de bolca düşündüm.
Kitap 2 bölümden oluşuyor. Yeraltı ve Notlar. Başkahramanımızın ismi bile yok. Kısaca x diyoruz. İlk kısımda tatlı bir monolog şeklinde yazarın iç dünyası anlatılıyor. Yaşadıklarını, çıkmaza düştüğü noktaları, çevresiyle yaşadığı sorunları vs.
İkinci kısımda ise yeryüzüne çıkmış, yaşam ve uyum mücadelesi veren bir adam.
Orhan Pamuk demiş ki;
Bugün insan anlayışımızda kendi kokumuz, pisliğimiz, yenilgilerimiz ve acılarımızı sahiplenip
sevebilmek ve aşağılanmanın zevklerinde bir mantık olduğunu kabul etmek varsa bu görüşün başlangıcı Yeraltından Notlar'dadır. Modern edebiyatta pek çok yeniliğin, Dostoyevski'nin Avrupa düşüncesine yatkınlığıyla ona duyduğu öfke, Avrupalı olmak ile Avrupa'ya karşı çıkmak arasında hissettiği kahredici gerginlikten çıktığını hatırlatmak gene de rahatlatıcı...
Bir yandan Rusya'da işlerin Batılılaşma ile yürütülebileceğini bilmesi öte yandan da Batılılaşmacı, materyalist ve mağrur Rus aydınlarına duyduğu öfke ya da Dostoyevski'nin bilgisi ile öfkesi arasındaki gerginlik Yeraltından Notların'ın değişikliği ve özgünlüğünü çıkardı ortaya...
Kısaca, spoiler de vermeden bu yazıyı bitirmek gerekirse ben gidin izleyin derim. Hatta mümkünse önce kitabı okuyun veya gittikten sonra okuyun siz bilirsiniz. Ama yok ben monolog tarzı sevmem eğlenmelik bir şey olsun derseniz biraz mizah içerse de modunuza uygun değil derim. Yine de tercih sizin. Sevgilerimle..

20 Nisan 2017 Perşembe

Yaş 17

Kendini sevmek önemliymiş. Sahi ben kendimi seviyor muyum?
Keşke en ufak şeye saatlerce takılıp kalmasam mesela, bir şeyi yapıp pişman olunca kendimi yiyip bitirmesem, hiç hak etmeyen insanlar için saatlerce gözyaşı dökmesem, hayatın ve kendimin eksik yanlarını, olumsuzlukları, değişimleri daha kolay kabullenebilsem, olmak istediğim insan için bu kadar çabalamak yerine olduğum insanı daha çok sevebilsem, bu kadar fazla kırılmasam-incinmesem, daha iyi anlaşılabilip, anlayabilsem...
Ve bu liste uzayıp gider.
Neyse, yaşım olmuş 17 büyümüşüm, büyüyorum.
Geçen seneki doğum günümü hatırlıyorum ve şimdi bu seneye bakıyorum. Başta ben değişmişim, sonra yanımda olan insanlar, hayallerim, hayata bakış açım, bir çok şey değişmiş, değişiyor.
Benim hayatımdan çıkardıklarım, kendi istekleriyle hayatımdan çıkanlar, sevdiklerim, sevmediklerim, özlediklerim, hayal kırıklığına uğradıklarım ve nicesi...
Hayatıma yeni girenler hoş geldiniz! Derdimi, tasamı, mutluluğumu paylaşan beni mutlu eden insanlar, başta ailem iyi ki varsınız!
Her duyguyu biraz doruklarda yaşayan bir insanım. Eğer o gün kötü bir haber aldıysam ya da kötü başladıysa tüm günümü kötü geçirmeyi başarırım (!) mesela. Eğer birini çok seviyorsam içime sokarcasına sarılmak isterim. Eğer mutluysam yerimde duramam. Eğer mutsuzsam dibine kadar batarım. Eğer yakında özel bir gün varsa heyecanımdan uyuyamam.
Sanıyorum ki bu yüzden özel günlere çok önem veriyorum.
Bugün Güney Amerika hayallerimi bilen birisinden bir Küba rehberi, unicornları sevdiğimi bilen birisinden bir peluş unicorn, çiçekleri sevdiğimi bilen birisinden kurutulmuş çiçekler aldım ve ne kadar şanslı olduğumu düşündüm. Sizlere buradan da tekrar teşekkür ediyorum.
Sevgi çok önemli bir şey. Özellikle bu sene şunu fark ettim ki sevgi yoksunu olan insanlar bunu hayatlarına da yansıtıyor, hareketlerinden, sözlerinden belli oluyor. Ben bu yönden şanslıyım çünkü hiç bir zaman sevgisizlik hissetmedim. Ama bundan sonra ben de kendimi daha çok sevmeye olduğum gibi kabullenmeye gayret göstereceğim.
Çiçek kurutmayı seviyorum çünkü beklemediğim bir anda bir kitabın veya defterin arasından çıkan küçük bir çiçek dahi beni mutlu ediyor.
Beğendiğim sözleri bir deftere yazmayı seviyorum çünkü sonradan tekrar tekrar okumak hoşuma gidiyor.
Kendime ufak hediyeler almayı seviyorum çünkü hediye her zaman başkasından beklenmez ve kendimi mutlu etmek hoşuma gidiyor.
Sevdiklerime ufak hediyeler almayı seviyorum çünkü hediye yalnızca özel günlerde alınmaz ve onları mutlu etmek hoşuma gidiyor.
Bebekleri seviyorum, çocukları seviyorum, güneşi seviyorum, denizi seviyorum, yıldızları seviyorum. Ben bu evreni ve bu insanları seviyorum.
Bence her şey sevilmeyi hak ediyor. Eğer hayatın verdikleri seni yeteri kadar mutlu edemiyorsa sen kendini mutlu et ve daha fazla sev!
Daha sevgi dolu bir dünyada yaşamak dileğiyle...
'Dünyayı sevgi kurtaracak'





28 Mart 2017 Salı

Keyifsizim...

Keyifsizim bir süredir bu yüzden buralarda yokum. Buraya yansısın istemedim ama sonra dedim ki hani burası senin köşendi yaz rahatla. Ve sonuç olarak buradayım. Şimdi ellerim klavyede ne yazacağımı, nereden başlayacağımı bilmez haldeyim. Belki 1 saat sonra sileceğim bu yazıyı.
Sorun ne bilmiyorum tek bildiğim değiştim, huzursuzum, mutsuzum. Beni mutlu edecek şeyleri görmekten aciz oldum. Eskiden keyif aldığım birçok şeyden keyif alamıyorum. Yorgunum ruhen ve bedenen.
Kaynağını hatırlamadığım, yalnızca beğenip defterime alıntıladığım bir paragrafta dediği gibi; 'Biz istemesek de bir şeyler kayıp gidiyor dünyamızdan. Bizden de gidiyor. O zamanlar sahip olduğum kimi heyecanları bugün duymama imkan yok. Yitirdiğimiz her şeyle bir yanımız kararıyor. 'Her gün bir tuğlası düşüyor ömrümüzün.'
Bilmiyorum belki bu değişimi kabul görmek gerek. Sonuçta; hayat bir değişimler silsilesi ve her değişim bir tekamül.
Derdimi tasamı kıyaslamaktan, kendime 'aptal mısın buna bu kadar takıyorsun, üzülüyorsun' demekten de bıktım. Kendimi değiştirmeye çalışmayacağım ben buyum kabul etmeliyim. Kendimi daha çok sevmeliyim.
Bu aralar biraz kitaplara sığınıyorum. Biraz defterlere ve biraz da müziğe. Bazen asla odaklanamazken bazen de kopup gidiyorum başka dünyalara.
Ne dinliyorum? Bu aralar Deniz Tekin dinliyorum. Sesi beni rahatlatıyor doğrusu keşfetmediyseniz bir açın dinleyin derim. Denemesi bedava :)
Ne okuyorum? Psiko101 okuyorum. Zaten yürütmesi zor olan insan ilişkileri bu aralar benim için daha da zor. İnsan psikolojisini biraz anlamaya çalıştığınızda hayat bazen daha kolay olabiliyor. Bir şeyleri görmezden gelmenize yardımcı olabiliyor. Üniversiteye de gitgide yaklaştığım ve karar verme sürecine gireceğim için bu kitaba bir şans verdim. Ve şimdilik iyi gidiyor, psikolojiyle ilgilenenlere duyurulur.
Şimdilik benden bu kadar sağlıcakla kalın...

3 Ocak 2017 Salı

Neyin kafası?

Korkuyorum insanlığın gittiği noktadan.  Dört bir yanını kin ve nefret sarmış, hoşgörü, merhamet ve saygıdan eser kalmamış, kalpleri kurumuş bu insan(!)lardan korkuyorum. Kediyi koli bandıyla sarmak... Bu neyin kafası?

1 Ocak 2017 Pazar

Yeni yıl

Sanki enerjim çekilmiş gibi. İsteksiz, keyifsiz... Ankara günlerdir karlı hiç kara dokunmadım. Öyle hevessizim. Düşünceler selinde boğuluyorum.
İnsanlar öfkeli, insanlar mutsuz, insanlar dertli, ve insanlar...
Yeni yıl için çok bir şey istemiyorum. Sağlıklıyım sevdiklerim de sağlıklı yanımdalar bana yetiyor. Sadece biraz daha iyi hissetmek...
Herkes sevdikleriyle birlikte olsun. Mutlu huzurlu sağlıklı olsun. Barış dolu bir yıl olsun!